İstanbul escort Buse Sultanahmet cami avlusunda gölgelerde kalçaları açık

İstanbul Escort Buse: Sultanahmet Cami Avlusunda Gölgelerde Kalçaları Açık

Gece yarısını geçmişti, İstanbul’un kalbi Sultanahmet’te ay ışığı, Ayasofya’nın minarelerini gümüş bir parıltıyla örtüyordu. Cami avlusu, turistlerin uğultusundan arınmış, sadece rüzgarın fısıltısı ve uzak ezan seslerinin yankısıyla doluydu. Ben, şehre yeni inmiş bir iş adamıydım; yorgun ama merak dolu. İstanbul escort arayışım, bu mistik şehrin gizemli sokaklarında beni buraya, bu yasak köşeye sürüklemişti. İnternet forumlarında duyduğum fısıltılar, Buse’yi işaret etmişti – efsanevi bir kadın, şehrin en ateşli sırrı.

Buse, tam da söylendiği gibiydi. Uzun siyah saçları, rüzgarda dalgalanan bir elbise altında kıvrımlı vücuduyla avlunun gölgelerinde beliriverdi. Yüzünde, Doğu’nun gizemli bir gülümsemesi vardı; gözleri, Topkapı Sarayı’ndaki harem fantezilerini andırıyordu. “Hoş geldin,” diye fısıldadı, sesi minarelerden yankılanan bir ezan gibi yumuşak ama baştan çıkarıcı. Elbisesi, ince ipekten yapılmıştı; Sultanahmet’in serin havasında tenine yapışıyor, her adımda kalçalarının ritmini ortaya seriyordu. Biliyordum ki, o bir İstanbul escorttu – şehrin en pahalı zevkleri sunan, ama en tehlikeli olanı.

Beni avlunun derinliklerine, Ayasofya’nın duvarlarına yaslanan bir köşeye çekti. Gölgeler, bizi saran bir örtü gibiydi; sadece ay ışığı, onun siluetini aydınlatıyordu. “Burası mı?” diye sordum, kalbim göğsümde deli gibi atarken. Buse güldü, eliyle dudaklarını ıslattı. “Evet, burası. Tarihin gölgesinde, günahın en tatlı hali.” Elbisesinin eteğini yavaşça sıyırdı, rüzgar kalçalarını okşarken. Altında hiçbir şey yoktu – kalçaları, dolgun ve davetkar, ay ışığında parıldıyordu. O an, İstanbul escortun gerçek anlamını anladım: Bu, sadece bir buluşma değil, bir ayin gibiydi.

Yaklaştım, ellerim titreyerek beline sarıldı. Teninin sıcaklığı, cami taşlarının soğukluğuna tezat oluşturuyordu. Buse, arkasını döndü, ellerini duvara yasladı. Kalçaları, avlunun loşluğunda daha da belirgindi; yuvarlak hatları, sanki Osmanlı mimarisinin kıvrımlarını andırıyordu. “Dokun bana,” diye emretti, sesi kalınlaşmıştı. Parmaklarım, yumuşak etine değdiğinde, bir elektrik akımı gibi yayıldı vücuduma. Yavaşça okşadım, kalçalarının arasından geçen o gizli yarığı keşfederken. Buse inledi, başını geriye attı; saçları sırtına dökülürken, avlunun sessizliğinde yankılandı sesi.

Rüzgar, elbisesini tamamen savurmuştu artık. Buse, bir heykel gibi dikiliyordu; kalçaları açıkta, davetkar bir şekilde kıvrılmış. Ben dizlerimin üzerine çöktüm, yüzümü o yumuşaklığa yaklaştırdım. Dilim, teninin tadını aldı – tuzlu, tatlı, İstanbul’un baharatlı havasını taşıyan. Buse’nin kalçaları, ellerimde titreşiyordu; her dokunuşumda daha da açılıyordu. “Daha derin,” diye fısıldadı, eliyle saçlarımı kavrayarak beni yönlendirdi. Avlunun taşları dizlerime batıyordu, ama acı zevkin bir parçasıydı. Sultanahmet’in kutsal havası, bu anı daha da yasak kılıyordu – bir cami avlusunda, gölgelerde, bir İstanbul escortun kalçaları arasında kaybolmak.

Buse döndü, gözleri alev alev. Elbisesini tamamen çıkardı, çıplak vücudu ay ışığında parıldıyordu. Göğüsleri, dolgun ve dik; meme uçları sertleşmiş, rüzgardan kabarmıştı. Beni ayağa kaldırdı, dudaklarını benimkine bastırdı. Öpüşmemiz, vahşiydi – dilleri birbirine dolanırken, elleri pantolonumu açıyordu. Sertliğim, özgür kaldığında, Buse’nin kalçalarına sürtündü. “Şimdi,” dedi, sesi titreyerek. Beni duvara yasladı, sırtını bana dönerek kalçalarını çıkardı. Giriş yumuşak ama ısrarcıydı; içindeki sıcaklık, beni yuttu. Her itişte, kalçaları ellerimde yayılıyordu, ritimle sallanıyordu.

Avlunun gölgeleri, bizi gizliyordu ama tehlike her an kapıdaydı. Uzakta bir bekçi gölgesi geçti, ama biz durmadık. Buse’nin inlemeleri, ezan sesine karışıyordu; kalçaları, her vuruşta daha da açılıyordu, sanki bedenini tamamen sunuyordu. Hızlandım, ellerimle kalçalarını sıkıca kavradım – izler bırakacak kadar. Orgazm yaklaşıyordu; Buse’nin vücudu kasılıyordu, içindeki duvarlar beni sıkıyordu. “Gel, içime,” diye yalvardı, sesi kırbaç gibi. Patladım, sıcaklık içini doldururken o da titreyerek boşaldı, kalçaları son bir kıpırdanışla sarsıldı.

Nefes nefese kaldık, elbisesini tekrar giyerken. Buse gülümsedi, parmağını dudaklarıma koydu. “Bu, İstanbul escortun en güzel yanı – unutulmaz anlar.” Avludan ayrılırken, Sultanahmet’in taşları hâlâ sıcaklığını taşıyordu. O gece, İstanbul’un ruhunu bedeninde hissettim; Buse, şehrin en gizli hazinesiydi.

Ama hikaye burada bitmedi. Ertesi gün, Buse beni Boğaz’a davet etti. Tekne turunda, dalgaların ritmiyle tekrar buluştuk. Bu sefer, kalçaları denizin tuzlu rüzgarında açıkta; teknenin güvertesinde, yıldızların altında. Elleri, beni yönlendirirken, İstanbul escortun sınırlarını zorladık. Kalçalarının kıvrımları, dalgalara uyum sağlıyordu; her hareketinde, zevk dalgaları bedenimi sarıyordu. Buse’nin teni, güneş batarken kızarmıştı; içindeki ateş, geceyi aydınlatıyordu. Saatler sürdü bu dans – kalçaları ellerimde, dudakları boynumda, inlemeleri Boğaz’ın rüzgarına karışıyordu.

Sonunda, yorgun ama tatmin olmuş, kıyıya döndük. Buse, “İstanbul seni bırakmaz,” dedi. Haklıydı; o kalçalar, o gölgeler, zihnimde sonsuza dek kalacaktı. İstanbul escort Buse, sadece bir kadın değil, bir efsaneydi – Sultanahmet’in gölgelerinde doğan, şehri baştan çıkaran bir sır.

(Kelime sayısı: 728)

Yorum yapın